ADNAN OKTAR: Allah şirki affetmez. Bir insan müşrikse seni affettim diyemeyiz. Şirkten vazgeçmesi lazım, öyle affeder. Ama mesela Allah vermesin içki içmiştir, zina etmiştir veyahut yalan söylemiştir veya buna benzer bir şey yapmıştır. Bu tabii ömür boyu böyle imansız insan gibi bir muamele göremez. Tevbe ettiyse, vazgeçtiyse mümin kardeşimizdir. Yani affederiz tabii, biz de affederiz. Çünkü asıl Allah’ın affedeceği bir konudur o. Yani Allah onu cezalandırır. Dolayısıyla biz ilk yaptığında buğz ederiz, ama vazgeçerse de affederiz. Biz niçin olayın üstüne giden konumunda olalım? Çünkü ahirette onun hükmünü verecek biz olmadığımıza göre, Cenab-ı Allah olduğuna göre, bir de bizim affetmediğimizi düşünelim, Allah esirgesin, yahut herhangi bir kişinin affetmediğini düşünelim. Ya o cehenneme gider de o cennete giderse? Değil mi? Tabii, affetmeyen cehenneme gidebilir, affedilmeyen de cennete gider. O cehennemde olur öbürü cennette olur. Onun için af çok önemlidir. Af olmazsa sevgi olmaz. Af sevginin önündeki engelleri kaldıran bir temizleyicidir. Çünkü insanların birbirini sevmesi çok zordur. Mesela bir erkeğin bir kadını sevmesinin önünde binlerce engel olur normalde, yani helali olarak. Mesela ters söz söyler affetmesi lazım, yanlış düşünür onu düzeltmesi lazım. Mesela uygunsuz bir tavrını görür, yahut onda itici bir şey görür onu düzeltmesi gerekir. Azim gerektirir sevgi. Azmetmek gerekir yoksa sevgi uçar gider. Sevgi o kadar sabit oturan bir şey değildir. Akıl gerekir, çok akıllı olmak gerekir. İrade gerekir, sabır gerekir, vefa duygusu gerekir, merhamet gerekir. Güzel gözle bakmak lazım, güzellikleri görmek lazım, çirkinliklere göz kapamak gerekir. Yoksa insan acizdir, insanı nasıl seveceksin yoksa sen, yani etten, kemikten oluşmuş bir varlık. Onda bir derinlik, güzellik arayacaksın. Onda tutku arayacaksın, onda şefkat ve merhamet arayacaksın, değil mi? Onun mesela doğru konuşmasını bir zevke dönüştüreceksin, efendiliğini zevke dönüştüreceksin, munisliğini zevke dönüştüreceksin. Ona acıyacaksın, acıma da ayrı bir zevktir. Acıma onu koruma, kollama hissidir, o insanın ruhunda bir tatmindir. Yani insan eşini severken çok şeyden tatmin olur. Mesela acımadan ayrı tatmin olursun, affetmeden ayrı tatmin olursun, konuşmasının güzelliğinden ayrı tatmin olursun, ama hepsinin üstünde Allah’ın tecellisi olduğu için, Allah onda Cemal ismiyle teceli ettiği için en çok ondan tatmin olursun. Çok hoşuna gider yani ruhunu dinlendirir. Gözünden sevgi akar, Allah’ın nuru akar gözünden. Onunla bir ruhun ferahlanır, zevk alırsın. Senin gözünden, onun gözüne bir sevgi akar, ondan bir zevk alırsın. Ama bunun oluşması için de çok dürüst olması lazım iki tarafın. Yani karşındakinin sahtekar olduğunu bildiğinde sen otomatik kilitlenirsin, yani beynin seni kilitler. Sen desen ki "hadi sev" desen, bütün gücünle emir versen vücuduna, vücut beton kesilir, yani asla sana müsaade etmez. Hadi gözümden sevgi aksın dersin gözüne perde gelir, akıtamazsın o sevgiyi. Yani ruhumda bir sevgi elektiriği olsun desin, Allah onu keser, yapamazsın. İstediği kadar karşındaki talep etsin, olmaz. İllaki çok dürüst olması lazım. Yani onun dürüstlüğüne beyninin inanması lazım. Bakın, beynin inanacak, beyin inanmadı mı, beyin otomatik keser bağlantıyı. Mesela yalan söylememesi, her doğru konuşmasını daha çok seversin, yani çok doyurucu bir duygudur yalan söylememesi. Mesela gözündeki tutku ve derinlik, o iman ve akılla orantılı olarak insan onu alabilir kadından, yani aklı olmayan yüzde bir alabilir ama aklı olan yüzde yüz alabilir, kimi insan yüzde otuz alabilir, yüzde kırk alabilir. Yani bir çeken vardır, mesela erkek çeker kadın da onu bırakır gözünden ama çeken olmasa kadın bırakamaz onu. Yani bıraksa da kalır onda o, yani onun akması için mutlaka çekenin gücü gerekir. Onu da sadece Allah’a derin iman ve Allah korkusu ile olur bu güç. Allah’tan korkmadığını bildiğin bir adama, bir kadına gözünden sevgi akıtamazsın, kadın da ona akıtamaz. Çünkü daha Allah’ı fark edemeyecek kadar akılsız. Yani bu kadar büyük bir gücü, bu kadar muhteşem bir gücü fark edemiyor, onu fark edemeyen seni nasıl fark etsin? Allah’a vefası olmayan Allah’a teşekkürü olamayan sana niye vefa duysun, sana niye teşekkür etsin?Allah’ın dinini korumak istemeyen, seni niye korumak istesin? Allah’a karşı içinde vefa hissi olması, bağlılık hissi olması onun yüksekliğini gösterir, olmaması da basitliğini, sıradanlığını gösterir. Beyin onu hemen seçer. Bakıyor bir kere Allah’a vefası yok, bu vefasız der, bu kalleş ve kahpe der. Hemen küt kafasında siler onu. Ama çözümsüz değildir. O pisliği alır kenara atar o yeniden temizler, o zaman göz onu hemen görmeye başlar. Yani gözün üstündeki o perde kalkar, ama karşı tarafın onu gözden alıp silmesi lazım. Çünkü o perdeyi o koymuş, perdeyi çektin mi yine görmeye başlarsın işte affetme budur. Yani onun o perdeyi çekmesiyle olur. Ama adam perdeyi çekmiş, ama sen daha hala inat ediyorsan buna işte affetmeme derler. Yani bu da sevgisizliğin zeminini hazırlıyor işte. Onun için mesela evlenenler bir hafta, bir ay sonra falan boşanmaya çalışırlar biliyorsunuz. Hemen işte avukatımı aradım boşanacağım, birbirini evden kovmalar ve rezalet. Hadi diyelim ki böyle bir şey, ama ömür boyu tabii kadın unutamaz böyle bir şeyi. Yani böyle bir taleple geldiğinde. Ama kadın bunu düzeltirse veya erkek bunu düzeltirse tabii ki orada Allah aralarında bir sevgi bağı oluşturur. Yani sevginin kendi gücüyle elde edeceğini düşünürse bu şirktir işte. Yani ben sevgiyi kendim elde ederim değil. Allah verir. Allah verdiğinde de ondan müthiş zevk alır ve mucize olarak oluşur sevgi. Yani "benim sevme gücüm var"... Hadi git de sev bakayım, yani böyle bir şey olmaz. Sana hemen koyun eti gibi ete dönüşür ya da sığır eti gibi. Sığır nasıl bir etki etmiyorsa insana, o et de etki etmez, orada Allah’ın nurunun tecelli etmesi lazım. Allah’ın özel bir gücü vardır. Onun tecelli edip mucize meydana gelmesi lazım, mucize ile kadına karşı insan sevgi duyabilir. Dolayısıyla mesela namaz kıldığını bilmek müthiş sevgiyi arttırır ona karşı. Mesela Allah için yılmıyor, deli cesareti var müthiş seversin. Onun delikanlılığını, yiğitliğini görürsün, müthiş seversin. Acıya tahammülünü görürsün Allah için aşka dönüşür müthiş seversin. Mesela acıya tahammül etmezse adi olduğuna inanırsın. İşte Allah da onun için öyle seviyor. Mesela bakıyor ki kendi için acı çekiyor, mesela yerlerde sürünüyor ama Allah diyor bırakmıyor Allah’ı. İşte onlar Firdevs cennetlerinde, Adnen cennetlerinde oluyorlar inşaAllah. Yani aşk ehli içindir cennet, deli aşıkların yurdudur cennet. Yoksa adam gider cennete köşkleri var, havuzları var, bunalıma girer asar kendini. Sıkılır, yani rahatsız olur. Deli aşıklar zevk alır cennetten, Allah onun için deli aşık ruhunu geliştirmek için buraya bizi getiriyor. Acı ve çile çekmemizin nedeni bu, yani bu acılardan çilelerden ve zorluklardan geçtikten sonra, cennetin ferahlığına girdiğinde, biz bunu ömrümüz boyunca unutmayacağız bu çektiğimiz çileleri. Onunla kıyaslayıp kıyaslayıp, cenneten müthiş zevk alacağız, ama unutmamamız için de ayrıca cennete Müslümanlara cehennem gösterilir ki, daha da zevk alsınlar diye, kıyas yapıp zevk alsınlar diye. (Adıyaman Asu TV, 14 Aralık 2009)
Müminlerin Sevgisi

Müminin sevgisi berrak, nurlu, kalpte ferahlık oluşturan bir sevgidir. Çünkü sevgisinin gerçek muhatabı Allah'tır. Bu yüzden, dünyada Allah'ın tecellilerini barındırdığı için sevdiği bir kimse veya varlık ölünce veya sevdiği bir eşya kaybolunca, kendisinden alınınca mümin üzülmez, bir mahrumiyet, ayrılık acısı çekmez. Çünkü sevdiği varlıktaki maddi manevi bütün güzelliklerin, tecellilerin gerçek sahibi Allah'tır. Allah ebedi ve ezelidir. Hepsinden önemlisi kendisine şah damarından daha yakındır. Allah, yalnızca kendisini imtihan etmek için geçici olarak bazı tecellilerini geri almıştır. İmanını ve bu anlayışını sürdürdüğü sürece dilerse bu dünyada dilerse ahirette sonsuza dek kendisine çok daha yoğun olarak pek çok güzel sıfatıyla tecelli edecektir. İşte bu sırrı kavradığı ve katıksız gerçek imana kavuştuğu için mümine üzüntü ve acı verecek hiçbir durum söz konusu olmaz. Allah müminin bu ruh halini şöyle tarif eder:
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder